Turkhackteam.net/org - Turkish Hacking & Security Platform...  
Geri git   Turkhackteam.net/org - Turkish Hacking & Security Platform... >
THT TÜRKİYE
> Atatürk Bölümü

Atatürk Bölümü Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk özel bölümü...


atatürkün anıları çok uzun bölmek zorunda kalacam

Atatürk Bölümü

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 28-08-2006   #1
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  
atatürkün anıları çok uzun bölmek zorunda kalacam



YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM

Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.

Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.

Ord. Prof. Sadi IRMAK

Kaynak: Sadi Irmak, Ord Prof. - Atatürk'ten Anılar, 1978



Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #2
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


YANINA ALDIĞI İLK ER

O, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu:
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.
- Söyle niçin ağlıyorsun?
İç Anadolu'nun yanık yürekli ****** içini çekti:
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:
- Üzülme ******m, dedi. Gel benimle!
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.

Burhan Cahit MORKAYA






-----------------------------ooOoo-----------------------------



Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #3
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


İNANMAYANLAR DA HAKLIYDILAR

Mustafa Kemal realist bir liderdi. Lekelemelerin politika kadrosunu nasıl daraltacağını ve kendisini bir avuç partizan takımı elinde bırakacağını düşünerek, açıkça bir suç işlemiş olanlar dışında yalnız kişisel değerlere saygı gösterdi. Sicil yoklamalarına rağbet etmedi. Bir gün bana:
- Kuva-yı Milliye'ye inanmayanlar da inananlar kadar haklı idiler, demişti.

Falih Rıfkı ATAY

Kaynak: Falif Rıfkı Atay - Mustafa Kemal, Mütareke Defteri, 1955






-----------------------------ooOoo-----------------------------



Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #4
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM

Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..

General SHERRIL

Kaynak: General Sherril - Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik, 1935






-----------------------------ooOoo-----------------------------



Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #5
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


İZMİR SUİKASTI

İzmir'de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı:
- "Ziya Hurşit'in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum:
- Sen Mustafa Kemal'i öldürecekmişsin, öyle mi?
- Evet, dedi. Ben yine sordum:
- Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin?
- Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi.
- Sen Mustafa Kemal'i tanıyor musun?
- Hayır.
- O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin?
- Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik.
O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım:
- Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim.

Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Yahya Galip KARGI

Kaynak: Yücel Dergisi, 1948






-----------------------------ooOoo-----------------------------



Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #6
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


MUTSUZ LİDER

Bir akşam sofrasının hararetli bir döneminde Mustafa Kemal, kişisel özgürlüğünün birçok bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle anlattı:

- "Şimdi siz buradan ayrılır, istediğiniz yerde gezer dolaşırsınız. Benim gözümde bunun ne büyük mutluluk olduğunu bilemezsiniz. Halime bakın, sahip olduğunuz bu özgürlükten yoksunum, cumhurbaşkanıyım ama köşeye atılmış ve özgürlüğü sınırlı bir insanım. Bütün eğlencem, akşamları soframa topladığım arkadaşlara ayrılmıştır. Haydi şimdi buradan ayrılıp bol bol dolaşın, istediğiniz yerlere girip çıkın, arzu ettiğiniz gibi eğlenin. Ben de bunun hayaliyle avunurum." dedi.

O akşam hepimiz masadan erken ayrıldık.

Damar ARIKOĞLU
Kaynak: Damar Arıkoğlu - Hatıralar, 1961









Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #7
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


ASKERLE GÜREŞ

Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:
- Sen güreş bilir misin?

Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.

Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu:
- Haydi, bir de benimle güreş!

Katıksız ve temiz Anadolu ****** Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?"

Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.

Tahsin UZER

Kaynak: Millet Dergisi, 1946





Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #8
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


ABDÜLHAMİD

1937 yılında idi. Yaz aylarından biri. Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede "Makedonya" adlı bir eserim tefrika ediliyordu. Bir akşam üstü Başyaver Celâl (Üner) Bey beni telefonla aradı. Dolmabahçe Sarayı'na davet edildim. Ve Saraya gidince de, hemen hiç bekletilmeden, üst kata çıkarıldım. Bir kapı açıldı, kendimi Büyük Adamın karşısında buldum. Saygılarımı bildirince, belli bir iki nezaket cümlesi ile beni okşadı. Sonra:
- Yazını okuyorum, dedi. Hürriyetin ilân edildiği zaman küçük bir çocuk olman lâzım. Fakat kutlarım, o günleri iyi canlandırıyorsun. Yalnız Abdülhamid'i hiç sevmediğin belli.

Biraz durdu. Elindeki bir renkli kalemi, önünde açık duran kalın ciltli bir Fransızca kitaba dikine vurarak düşünür gibi oldu. Ben susuyordum. Bu hal bir iki dakika devam etti. Sonra birdenbire şu sözler çıktı ağzından:
- Sevme Abdülhamid'i! Yine de sevme! Fakat sakın anısına hakaret edeyim deme. Senin kuşağın biraz daha ölçülü kararlar vermeye alışmalı. Bak çocuk! Kişisel kanımı kısaca söyleyeyim: Tecrübe göstermiştir ki, toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun durumu kuşkulu ve sınırları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette, Abdülhamid'in yönetimi büyük hoşgörüdür. Hele bu yönetim on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında uygulanmış olursa...

Bunun üzerine ayrılmama müsaade buyurmuşlardı. Saygılarımı tekrarlayarak huzurundan uzaklaştım.

Nizamettin Nazif TEPEDELENLİOĞLU

Kaynak: Hürriyet Gazetesi, 31.07.1958

Not : mythief ; Böyle fikre sahip bir insanın eli öpülmezde kimim öpülür...



Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #9
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI

Hastalığının ilerlemiş zamanında:
"Hatta bir gün, bizim önümüzde bazı siyasi sorunlara değinip Romanya' da yapılan hükümet değişmesinden söz ederken, bir patriğin işbaşına gelmiş olmasından hayret duyduğumu söyledim. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı'nın da yaklaşmakta olduğunu anıştırarak dedi ki:
- "Bir savaş çıktığı takdirde, kanımca yansız kalmalıyız. O zaman birçok fırtınalar kopacak. Devlet gemisini gayet ustaca yöneterek işin içinden sıyrılmaya çalışılmalıdır." dedi.

Prof. Dr. Nihat Reşat BELGER

Kaynak: Nihat Reşat Belger - Atatürk'ün Hastalığı






-----------------------------ooOoo-----------------------------



Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Alt 28-08-2006   #10
  • Offline
  • RAdministrator
  • Genel Bilgiler
Üyelik tarihi
Aug 2005
Nerden
Ankara
Mesajlar
Konular
Ettiği Teşekkür
167
239 Mesajına
2.508Teşekkür Aldı
  


YANINA ALDIĞI İLK ER

Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kütlesi iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kâğıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. Zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle:
- Beni tanıdın mı oğul? dedi... Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir oğlum var: Devlet Demir Yolları'na girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat Müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış... Ne olur bir kere de siz söyleyiniz.
Atatürk'ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle:
- Oğlunu almadılar mı? dedi. Ben salık verdiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş... Çok iyi yapmışlar... İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak...
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta kendinden geçercesine dolu bir sesle:
- İşte Cumhuriyetten beklediğimiz sonuç... diyordu.

Hulusi KÖYMEN

Kaynak: Uludağ Dergisi, 1941





Facebook sayfamızı beğenin.
    
Offline  
Alıntı ile Cevapla
Bu üyeler ZoRRoKiN nickli üyenin mesajına teşekkür etti
HaCKeRFuRKaN54 (04-01-2013)
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Bilgilendirme Turkhackteam.net/org
Sitemizde yer alan konular üyelerimiz tarafından açılmaktadır.
Bu konular yönetimimiz tarafından takip edilsede gözden kaçabilen telif hakkı olan veya mahkeme kararı çıkmış konular sitemizde bulunabilir. Bu tür konuları bize turkhackteamiletisim[at]gmail.com adresine mail atarak bildirdiğiniz takdirde en kısa sürede konular hakkında gerekli işlemler yapılacaktır.
Please Report Abuse, Harassment, Scamming, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to turkhackteamiletisim[at]gmail.com


Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır. (M.KEMAL ATATÜRK)




Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2013
Tema Desteği: www.tr-vBulletin.com



Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.